Çocuklarda Ve Bebeklerde Diyabet Hastalığı

Çocuklarda ve bebeklerde diyabet hastalığı

Diyabet deyimi genelde şeker hastalığı olarak anlaşılır. Ancak diyabetin gerek hekimler gerekse halk arasında şekerli ve şekersiz diyabet olarak iki ayn cinsi olduğu da bilinir.

  1. a) Şekersiz diyabet (diyabetes insipidus): Diyabet insipidus şeker hastalığı ile sadece isim benzerliği olan ve çok idrar etme (poliüri), çok su içme (polidipsi) ve yoğunluğu düşük idrar yapma ile belirlenen bir hastalıktır. Şekersiz diyabetin nörojeıiik (hormonal), nefrojenik ve zoraki su içme sendromu (psikojenik) olarak üç tipi vardır.

Şekersiz diyabette esas bozukluk böbreklerden süzülen suyun böbrek tubuluslarından yeniden emiliminin tam olmamasıdır. Bu durum su kaybedilmesine ve bunun doğurduğu çok su içmeye yol açar. Fazla miktarda idrar yapma ve su içme mutlaka hekime başvurmayı gerektiren şikayetlerdir. Süt çocuklarında şekersiz diyabet, aşın huzursuzluk, tartı almama gibi belirtilerle kendini gösterir. Havale nöbetleri olabilir. Önlem alın-mazsa bebek susuzluk sonucu kaybedilebilir.

2- Şekerli diyabet (diyabetes mellitus): Şeker hastalığı vücutta insulin adlı hormonun yeterli yapılamaması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Diyabetin gelişiminde kalıtımın önemli rolü vardır; ailede diyabetli kişiler varsa hastalık riski artar. Ancak hastalığın ortaya çıkı-şında çevre faktörleri de etkilidir. Çocuklarda diyabet çoğu kez bir enfeksiyon hastalığının ardından ortaya çıkar. Şeker vücut dokularının en önemli enerji kaynağıdır ve metabolizma için gereklidir. Insulin eksikliğinde şeker kullanılamaz, kanda birikir ve idrarla atılır. İdrarla şeker atılması fazla miktar idrar yapılmasının nedenidir. Diğer taraftan, enerji sağlamak, dokuların açlığını gidermek için vücut kendi yağlarını ve proteinlerini’ kullanmaya başlar. Bu anormal durum keton denilen ve vücut için zararlı asit maddelerin birikimine yol açar. Diyabetli hastada kan şeker düzeyi yükselmiştir. Normalde idrarda şeker bulunmaz. Bu hastaların idrarında şeker testi pozitiftir. Kanda ve idrarda ketonlar da artmış olabilir.

Çocukların ve gençlerin şeker hastalığı, orta yaşlıların ve yaşlıların diyabetinden çok yönden farklılık gösterir. Bu farklılık hem hastalığı ortaya çıkaran nedenlerde, hem hastalığın kliniğinde, hem de tedavisinde dikkati çeker. Bu nedenle çocuklarda ve gençlerde görülen diyabete Tip I diyabet veya Juvenil diyabet, daha ileri yaşlarda ortaya çıkan diyabete Tip II diyabet denilmektedir.

Tip I diyabette başlangıç ani olur. Bu hastaların çoğu teşhis edildiklerinde diyabetin çok idrar yapma, çok su içme, su, tuz ve kalori kaybına bağlı olarak zayıflama, halsizlik, kuruluk gibi belirtileri belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Bunun aksine Tip II diyabetli (erişkin diyabeti) hastalarda başlangıç sinsidir ve hastalar çoğunlukla şişmandır. Çocukların diyabeti erişkinlerin diyabetinden daha ciddidir. Tip I diyabet için “insüline bağımlı diyabet” deyimi de kullanılır. Bu deyim bu hastalarda vücutta insülinin hiç ya da çok az yapılabildiğini ifade eder. Çocuk diyabetliler insulin iğne tedavisi almadan hayatlarım idame ettiremezler. Tip I diyabet 2 yaşından küçüklerde çok nadirdir. Bu yaştan sonra, yaşla artan bir sıklıkla çocukluğun her döneminde görülebilir.

Aşikar diyabetli hale gelen çocuklar ömür boyu insüline bağımlı halde yaşamak zorundadırlar. Fakat çocuk-luk dönemini atlatıp erişkin olunca ve büyümelerini tamamlayınca insülin ve gıda ihtiyaçları daha dengeli hale gelir.

Bugünkü tıbbi imkânlarla Tip I diyabetinin köklü ve hastalığı yok edici bir tedavisi yoktur. Ancak hastalar iyi bir kontrol ile sağlıklı yaşamı sürdürmek imkânına sa-hiptirler. Kontrol altında tutmak da her zaman çok kolay değildir. Güçlüklerin başında diyabetli çocuklarda asi- doz (diyabet koması) ve hipoglisemi (şeker düşmesi koması) gibi akut ve ciddi problemlerle karşılaşılabilmesi gelir. Bu komplikasyonlar hastalığın çok küçük yaşlarda başladığı çocuklarda ve iyi bir takip ve tedavi görmeyen hastalarda daha sıktır. Yine iyi kontrollü olmayan diyabetlilerde daha fazla olmak üzere büyüme ve gelişme geriliği ve geç dönemde de büyük ve küçük damarlarda bozukluklar gelişir. Bütün sayılan güçlükler ve problemler çok iyi kontrol edilmiş güvenil diyabetlilerde çok hafiftir. Çocuk diyabetinde etkili tedavi sadece pro-fesyonel sağlıkçıların işi değildir. Tedavinin başarısı hasta ve ailesinin hekimle uyumuna ve ailenin hastalık hakkındaki bilgi ve davranışlarına da bağlıdır.

Yeni teşhis edilen çocuk diyabetlinin tedavisi hastaneye yatırılarak yapılmalıdır. Bunun birkaç nedeni vardır. Tip I diyabet vakalarınıbir çoğunda tedavi ancak hastanede yapılabilir. Yeni tanı konulmuş bir diyabetli çocuğun tedavisi düzenlenirken aynı zamanda çocuk ve ailesi hastanede yoğun bir eğitime alınmalıdır. Tip I diyabet tedavisi büyük ölçüde çocuk ve ailenin desteği ve işbirliği ile yürütülebilir.

  1. a) Hastalık insülin yapılmaksızın tedavi edilemez. Bu konu hastaya ve ailesine tartışmasız kabul ettirilme-lidir. Hastanın Ömür boyu insülin iğnesi yapılacağı gerçeğini kabullenmesi tedavideki en önemli başarıdır. în- sülinin birçok tipleri vardır. Genellikle başlangıçta, ke- toasidozun düzeltilmesi ve günlük insülin ihtiyacının belirlenmesi amacıyla kısa etkili insulin (kristalize insülin, adi insülin) kullanılır. Daha sonra uzun etkili NPH insülin ve kısa etkili insulin karışımına geçilir. însulin iğnesinin günde iki, hatta üç defa deri altına enjeksiyonla yapılması gerekir. Bunun için anne veya babanın en-jeksiyon yapmasını öğrenmeleri en uygun yoldur. 8-9 yaşından büyük çocuklar kendi enjeksiyonlarını kendileri yapmasım kolaylıkla öğrenebilirler. Bunun için belirli doza ayarlanmış özel kalem tipi enjektörler geliştirilmiştir. İyi bir eğitim ile bir süre sonra çocuk ve aile günlük insülin enjeksiyonlarına alışır ve bu uygulama diyabetli çocuğun hayatının bir parçası haline gelir.
  2. b) Beslenmenin planlanması: Tip I diyabette diyet ve perhiz yerine beslenme planlanması deyimini kullanıyoruz. Burada amaç büyüyen ve çok hareketli olan çocukların fizyolojik ihtiyaçlarını kısıtlamadan beslenmenin düzenlenmesidir. Diyabetli çocuklar aynı yaştaki yaşıtları kadar kalori almalıdırlar. Total kalorinin içeriği önemlidir. Genelde kabul edilen %50 karbonhidrat, %30 yağ, %15 protein şeklindedir. Ailenin ekonomik durumuna göre karbonhidrat artırılabilir. Karbonhidratlar verilirken basit karbonhidratlar yerine nişasta gibi bileşik karbonhidratlar önerilmelidir (ekmek, pirinç, sebze, meyve şeklinde). Basit karbonhidratlar içeren rafine şeker, reçel, çikolata gibi yiyecekler verilmemelidir. Tatlandmcı olarak sakarin, siklamat gibi suni maddeler az miktarlarda (sakarin günde kilo başına 5 mg gibi), protein kaynağı olarak ilerde oluşabilecek damar bozuklukları (ateroskleroz) riskini azaltmak için balık, hindi, tavuk ile yağsız dana etleri tercih edilmelidir. Yağlara gelince, hayvani yağlar yerine nebati yağlar tercih edilmelidir. Günlük diyet sebze ve meyvelar gibi liften zengin yiye-cekler içermelidir. Beslenme planlanmasında diğer bir ilke aynı saatte ve aynı miktarda gıdanın, hergün muntazam olarak alınmasıdır. Öğün sayısı genellikle üç ana öğün, iki veya üç ara öğün olarak düzenlenir. Sabah ve akşam öğünlerinin insülin enjeksiyonundan 30-45 dakika sonra verilmesi uygundur. Ara öğünler sabah-öğle arası verilen kuşluk, ikindi kahvaltısı ve yatarken verilen küçük birer ara öğün olarak düzenlenir. Meyvelar esas öğünlerde verilmeli, ara öğünlerde bileşik karbonhidrat ve protein olmalıdır. Egzersiz yapan çocuklara futbol, voleybol vs.’den önce ilave bir ara öğün verilmekle kan şekerinde düşme (hipoglisemi) önlenmiş olur.

Egzersiz: Tip I diyabette muntazam ve aynı saatlerde .egzersiz (spor) faydalı bir tedavi prensibidir. Her yemekten sonra çocuğun 10-15 dakika hareket etmesi kan şekerinde aşın yükselmeleri önler. Egzersiz insülinin vücutta etkisini artınr. Egzersiz yapan hastalarda günlük insülin ihtiyacı azalır.

Aileler kan şekerinde azalma (hipoglisemi) ile baş-ağrısı, terleme, solukluk, titreme, şuur bulanıklığı gibi önemli belirtiler görüleceğini bilmelidirler. însulin dozunun fazla olması, açlık, aşın egzersiz hipoglisemiye yol açabilir. Hipoglisemi belirtileri aniden başlar. Şeker verilerek hemen düzeltilmesi gereken acil bir komplikasyondur.

İnsülin dozu yetersiz ise veya araya giren bir enfeksiyon, başka hastalık gibi nedenlerle hastanın ihtiyacı artmışsa, kan şekeri yükselir, ancak insülin eksikliğinde vücut bu şekeri kullanamayacağından kendi yağlarım yakmaya başlar ve ketoasidoz gelişir. İdrar miktarının artması, çok su içme, halsizlik, karın ağrısı ketoasi – dozun öncü belirtileridir. Kan şekeri kontrol edilerek insülin dozu yeniden ayarlanmalıdır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar